Tak tak ayak seslerini aç köpeklerin işittiği bir yer vardır. Orası aynı zamanda
yıldızların kaydığı yerdir de…
Buzul çağından kalma virüslerle sanal
virüslerin oynaştığı düzlemi biliyorsunuz.
Köpük kabuklarının
Ay parçasına dönüşmüş iç denizlerin
İç denizlerde yitmiş olan yıldızların en
mahrem yerindeki kara parçalarının
Yağmur homurtularının
Ve homurtulu yağmurun
Buluştuğu bir yer vardır…
Sevgililerin ruhu orada
Kızgın tavada kaynayan yağın içine damlatılmış toplu iğne başı büyüklüğündeki bir asit kabarcığıdır: ortalığı velveleye verir sıçrayışları coşku dolu bir cümbüştür yağ kabarcıkları
birbirine çarpıp hırçınlaşarak gazaba gelip
kudurarak buluşur.
Sokak içleri mutlaka yağmurludur.
Ve mutlaka o kasabadan bir tren geçer.
Tren istasyonu
Kasabanın tam da orta yerindedir.
İtiraf edilmemiş aşka musap aşıkın trenden ineceği istasyon tam da bu kasabadadır. Ve
sevgilinin evi istasyon civarındadır.
Filmin başladığı ve koptuğu yer…
Serseri aşık oralarda dolaşır.
Başından aşağıya yağmursuları boşalır.
Trençkotunun kirden kapkara yağ bağlamış dikiş yerleri yağmur suyuyla kabarmış yağmur suyunun incecik selleri aşığın boynundan aşağıya incecik derecikler halinde
kayıp durmaktadır…
Sevgilinin evinin yakınındadır ya, bu her şeye bedeldir.
Bütün bir ömür boyu o evin karşısındaki küçücük parkta, o parkın kanepesinde, bu yağmur üstüne kovayla boşalırken beklemeyi göze alabilir.
Orada ıslanarak, kahrolarak, mahvolarak şiirler terennüm etmek, söylenmemiş ne kadar şiir varsa hepsini bir anda, iç içe söylemek,
söylediğini baştan sona bir kez daha tekrarlamak ve bütün tekrarları parçalayıp atmak
Parçalanmış şiir kağıtlarını uçsuz bucaksız denizlere savurup onlardan donanma yapmak
Donanmayı ağır aşklara refakatçi kılmak
Ve böyle böyle yolculuğu sürdürmek:
beklediği budur.
Çocukluğun ilk aşkı ordadır, dilek
tutulur, parmak uçları birbirine dokunur
sonra bilgiçlikler delirmiş kan kanda
topaklanan bilginin bilgisi seslenirsin imdat der gibi bir sabah vakti bilgin! bilgin!
Bilgin azizleşir muazzez aşkın toy sevgilisi olur.
Her aşk bir afet ve felaketse, her aşk bir belaysa.. aşıkı kovalar.
Aşık sevgilinin ardındaysa, bela da aşıkın ardındadır. Kovalar onu.
Bitişsiz olarak, ölümsüz olarak, müebbede hükümlü olarak..
DUNYADA EN COK SEVILEN KISI diye bir oylama var....2010 subatda sonuc belli olacak....10 kisi var bu oylamada aday...biride Peygamber Efendimiz (s.a.v)...oyunuzu kullanin vede bu mesaji baskalarinada yollayinki,bizim rehberimiz,efendiler efendisi......insanligin iftihar tablosu...Kainatin efendisi.. kimmis insanliga gosterelim..............sevgiler ve saygilar
Terör örgütü olarak bildiği İslam'ı semavi ve batıl dinlerle kıyaslayarak buluş hikayesini anlatan Avustralya'lı genç kendisini dinleyenleri güldürdü...
Yapim : 2008, Türkiye Tür : Dram / Savaş / Tarih Yönetmen : Murat Saraçoğlu, Özhan Eren Senaryo : Özhan Eren, Özhan Eren (Kitap) Oyuncular : Cansel Elçin, Özge Özberk, Burak Sergen, Halil Kumova, Demir Karahan, Ahmet Uz, Emin Olcay, Oytun Öztamur, Misak Toros, İncilay Şahin, Yaşar Abravaya, Deniz Güngören, Alican Yılmaz, Kemal Ozan Çelik, Hakan Akman, Vefa Akman, Ümit Dereli, Saim Yılpaze, Muhammet Ersoy, Emre Törün Yapimcı : Özhan Eren Görüntü Yönetmeni : Mustafa Kuşçu Müzik : Özhan Eren
Özet : 1914 yılı Haziran ayı… O günler, ülkemizin büyük toprak kayıpları ve milyonlarca insanımızın da büyük perişanlıklar yaşamasına neden olan Balkan Harbi’nden henüz kurtulduğumuz günlerdir, yaralarımızı sarıp ülkemizi feraha çıkartmaya çalıştığımız barış günleridir. İşte o günlerde henüz hayatının baharındaki Münire (Özge Özberk), lise müdürü olan babası Cemal öğretmen (Emin Olcay), kendisinden sadece birkaç yaş küçük olan iki erkek kardeşi Mehmet ve Mustafa’dan oluşan ailesiyle Van’da mesut ve mütevazı bir hayat yaşamaktadır ve nişanlısı Süleyman Teğmen (Cansel Elçin) ile çok yakında evlenecektir. Fakat bu mutlu günler çok sürmez, Ağustos 1914’te Avrupa’da 1’nci Dünya Harbi’nin başlamasıyla birlikte ülkemizde de seferberlik ilan edilir. Varını yoğunu ordusu emrine veren halk, çocuklarını da askere gönderir, Süleyman Teğmen de cepheye gider. Kasım 1914’te Rusların taaruzu ile harp ülkemize de sıçrar, Sarıkamış Harbi’nin başlamasıyla birlikte çatışmalar daha da yoğunlaşır. Sınır bölgesinde harp etmekte olan ve Süleyman Teğmen’in de yer aldığı Jandarma Tümeni’nden o günlerde Van’a gelen acil bir telgraf, süratle cephane yetiştirilmediği takdirde harbin ve Van şehrinin tehlikeye gireceğini bildirmektedir. Ancak o günlerde Van karlar altındadır, hele şehrin dışında kar yüksekliği iki metreyi bulmakta, hayvanlar karlı dağları yürüyememekte, kağnı vs arabalar ise hiç işlememektedir. Yapılacak tek şey, cephaneyi 100 kadar yayanın sırtında nakletmektir. Ancak, şehirde resmî görevliler dışında, ihtiyarlarla kadınlardan başka çokaz sayıda “eli tüfek tutan erkek” kalmıştır; onlar da “TAŞNAK ÇETELERİ”ne karşı şehri ve ailelerini korumak için şehirde kalmak zorundadırlar… Akla gelen her çareye başvurulur, neticede, eğer kabul ederlerse bu yükü öğrenci çocuklarla göndermekten başka yapacak bir olmadığına karar verilir
Günahımla öpüyorum gece bitkilerini, yarım gülüş, çıplak gamze... Hayallerimi topladığım bavul saçıldı, gar kalabalığı , hazan gövdesi saatim... Seni unutsaydım beklemezdim düş bozumu, hayalet gemileri. Ellerimi çamurlarla kaplayıp öz suyunla yıkanmazdım üçe beş kala... Ellerim ağrılı, mevsim güz.. Tenimdeki tuz yağmur emaneti. Bu sabah.. Vapurun taşıdığı bedenim dillenmiyor dalgalı anılarımdan, ceset gibi yıkıldım. Öykü yazmak zor, ama iki kelimeyle başlıyor, sen. ben. Yolculuklar yakıştırırım yeşerik parmak uçlarına düşlerinin.. Sızın damlıyor kirpiklerime.. Pranga. Metal tadı, soğuk kadın imgeleri, gölgenden sapacak sokak yok bu akşam... Yorma beni, Susma... Sessizliğin, gümüş hançer...
Tür:Dram, Komedi Yapım:2008 ~ Türkiye Yönetmen:Harun Özakıncı Senaryo:Harun Özakıncı Yapımcı:Fırat Uğurlu Görüntü Yönetmeni:Bünyamin Yaşar Müzik:Barış Kırımşelioğlu Süre:1 saat 30 dk Gösterim Tarihi: 22 Mayıs 2009 (Türkiye)
Konusu:O zamanlarda adet olduğu üzere, babaları Cumhur”a dağ başındaki mandalin ve zeytin bahçesini bırakırken bataklık olduğu için o tarihlerde işe yaramayan denize sıfır araziyi Cumhur”un ablasına bırakır. 80”lerde yaşanan turizm patlamasıyla toprakların anlamı da değişmiştir. Artık aylak ama gözü doymayan Cumhur için ablasının ve eniştesinin otelini almak hayatının gayesi olmuştur. Fakat o yaz pansiyona gelen üniversiteli Duygu Cumhur”a bir Bodrum dersi verecektir…
Yazmak ve yemini bozmak. Sessizlik yemini var bir de, seçimi ne yönde olursa olsun, canavarsı bir suçluluk büyütüyor içinde. Suskun kalma yemini çifte bir zorunluluk içeriyorsa eğer (kendi olanaksızlığından zarar görüyorsa ve kendisini varedenin varlığını sorguluyorsa), susan “ölüyse” ve konuşan “yalan yere andiçiyorsa”, bu iki olanaksızlık ve bu çifte sıkıntı arasında yeminin bağladığı kişiyi kafakola alan aşırı sonuçları başka bir yöne akıtacak bir üçüncü yolu yalnızca hayal etme olanağı var mıdır ki?
Daha basit bir biçimde söylemek gerekirse: konuşurken suskun kalabilir mi insan? Susarken konuşabilir mi?
Konuşurken suskun kalmak olanaksız.
Susarken konuşmak, sessiz kalarak konuşmak, ağzını açmadan ağzını açmak, dudakları kımıldatmamak ve bu arada, genelde dudaklara yapışıp kalan hareketi ellere devretmek, bütünüyle dilin içinde kalarak sessizliğe gömülmek, vs. –bütün bunlar “yazmak” demeye geliyor aslında.
Yemininden dönmüyor o: sessizliğini bozmuyor. Telâffuzu olmayan bir dilde buluyor kendini. Bir kitabın dilsiz ve ölü sayfasıyla değiştiriyor yerini. – Konuşuyor ama: beklediğini gözler önüne seriyor yeniden ve ikiye bölüyor onu. Geri çekilmek nedir bilmiyor. Sessizliği inkâr ediyor, sessizlik olanağını ve ona “hükmetme” olanağını tanımıyor.
Yazmak sessizliği değil, sessizlik yeminini bozuyor. Yazan kişi açmıyor ağzını, dilsiz o, ve yine de dil bütünüyle önüne serilmiş, üstelik konuşmadaki halinden daha eksiksiz belki de. Tıpkı sessizlik gibi, daha yoğun o da, daha ağır, gün içindeki yaklaşık sessizliklerden. Yazıya bulaşanlarda, dilin o çelişkili hali, ve sessizliğin.
Yeminiyle olanaksıza boyun eğmişti. imanını sokmuştu işin içine. Hayatı üzerine yemin etmişti. Oysa olanaksızlık duruyor hâlâ, sıkıntı da ıskartaya çıkmadı daha. Muhakkak ki dönmüştü. Muhakkak ki gizlenmişti. Bundan böyle “gizlenerek” öne çıkıyor, susarak “konuşuyor”, sistematik çelişkiler acımasız belirsizliklere dönüştüler, ve daha da yoğunlaştı korku, çeşitlendi, eskisi kadar şiddetli zonkluyor. Yazanın “bütünüyle gizlendiğini” söyleyen Stéphane Mallarmé’nin cümlesini anlayabiliyorum şimdi. Bu anlamda gizlenmenin ikili olduğunu varsayıyor. “Gizleniyor”: çünkü vaktiyle “gizlenmişti”. Aslında çocukluğunda gizlenmiş olanların o beyhude yazma edimine yükledikleri sonsuz ağırlığı okuyorum burada. O “Eski”, “bulanık”, “anlamsız”, “gizemli iş” derinliklerinde bir yerde önceden verilmiş bir sessizlik yemininin bulunduğunu varsayıyor. Olanaksızlık çifte temelli o vakit, karşısında oynanacak “oyun” yalnızca yazma işinin değil daha kasvetli yemin bozma işinin bir cilvesi aynı zamanda.
BEN DEĞİLDİM Bir aksam ustu pencerenden bakıyordun Ağır ağır, yollara inen karanlığa. Bana benzeyen biri geçti evinin önünden. Kalbin başladı hızlı hızlı çarpmaya.. O gecen ben değildim.
Bir gece, yatağında uyuyordun.. Uyanıverdin birden, sessiz dünyaya. Bir rüyanın parçasıydı gözlerini açan, Ve karanlıklar içindeydi odan... Seni gören ben değildim.
Ben çok uzaktaydım o zaman, Gözlerin kavuştu ağlamaya, sebepsiz ağlamaya. Artık beni düşünmeye başladığından Bıraktın kendini aşk içinde yasamaya.. Bunu bilen ben değildim.
Bir kitap okuyordun dalgın.. İçinde insanlar seviyor, ya da ölüyorlardı. Genç bir adamı öldürdüler romanda. Korktun, bütün yininle ağlamaya başladın.. O ölen ben değildim..
Orjinal Adı: New Moon Fragmanları Tür: Macera, Gerilim, Dram, Romantik, Fantastik, Korku, Vizyon: 2009 Dublaj: Türkçe Alt Yazı Süre: 0 Dk. Yapımcı: Amerika, İtalya, Yönetmen: Chris Weitz, Oyuncular: Robert Pattinson Kristen Stewart Ashley Greene Taylor Lautner Dakota Fanning ,
Konu: Yeni ayda aşk ve gerilim biraz daha artıyor cullen ailesi bella'nın doğum gününü kutlamak istiyor ama bella ısrarla karşı çıkıyor çünkü yaşlanıyor. Cullenların evinde doğumgünü kutlarken hediye paketinin biri bella'nın elini keser ve ailenin yeni vejeteryanı jasper dayanamıyıp saldırır. Bunun üzerine cullen ailesi bella ve edward'ın iyiliği için forkstan ayrılmaya kara verir Bunu kaldıramayan bella artık hayatı umursamamaya başlar.